Kibrit Kutusu
"Ben büyüyünce minimalist olacağım."
Kutu gibi döşenmiş, az eşyalı evlerde oturmak çok güzel bir fikir. En güzel yanı da toplama ve temizlik kısmının kısa sürmesi, evin her daim düzenli görünmesi. Yoksa insanların hafiflemek gibi bir derdinin olduğunu sanmıyorum, kapitalizme baş kaldırmak gibi bir niyetlerinin olduğunu hiç sanmıyorum! Hadi itiraf edelim ve rahatlayalım; sadece temizlik yapmaya üşenen bir avuç tembeliz. Yoksa minimalizm insan doğasına aykırı.
Bir kere kapitalist sistem neredeyse genlerimize işledi artık, daha fazlasını istemeden rahat edemiyoruz. Çekmecedeki çoraplar delikse oturup onları dikmek yerine yenisini alıyoruz örneğin. Ya da ne bileyim, kırmızı ojenin bir sürü farklı tonu oluyor: narçiçeği, kan pıhtısı, vişneçürüğü, şarap... bok püsür. Bir kırmızı, bir bordo al bitir, değil mi? Yok illa çeşit olacak. Tüm ürünler için geçerli bu. Bir banyoyu temizlemek için duşa kabine ayrı, lavaboya ayrı, tuvalete ayrı ürün alıyoruz... Cidden bu kadar çeşit olmak zorunda mı tartışılır.
Ha illa şu veya bu nedenden ben minimalizm akımına ayak uyduracağım, diyorsanız neler yapabilirsiniz? Bu konuda hala tartışmalar var! Kimi kişisel ihtiyacınızı aşmayın yeter derken, kimi belli sayılar veriyor. Kahve makinesi mesela. Kimi kahvesiz yapamazken kimi kırk yılda bir kahve içer. Bu durumda sadeleşme akımını benimseyip bir şeyler yapmak isteyen birine "at o kahve makinesini!" şeklinde bir dayatmada bulunabilir misiniz? Eğer karşınızdaki bol kahve içen biriyse bundan rahatsız olur.
O yüzden şu konuda anlaşalım:
"Minimalizm kişiseldir."
Peki bu spesifik yönünü görmezden gelirsek genel olarak neler yapabiliriz? Gelin bir "brain storming" yapalım.
1. Uzun zamandır kullanmadığınız eşyalardan başlayın.
"Gereksiz eşyalar" yerine böyle bir tabirin daha uygun olduğunu düşündüm çünkü herkesin ihtiyacı farklı. Bir insan evladı, her gün elle roman yazmıyorsa tabii, en fazla kaç deftere ihtiyaç duyabilir mesela? Her kırtasiyeye girdiğinde kapaklarının tatlılığına kanarak aldığınız defterler odada hiç kullanılmamış yığın halinde duruyorsa ve hiçbir zaman kullanmadığınızı fark ettiyseniz... Vedalaşma vakti gelmiştir. Doğuda kırtasiye eşyası bulmakta veya almakta zorlanan bir sürü çocuk var mesela, bu eşyaları bir koliye koyup çocuklara yollamak ne kadar tatlı olur. Ya da tanıdıklarınıza da verebilirsiniz. Hiçbiri olmadı geri dönüşüme verebilirsiniz.
Bir diğer zorlu grup ise giysiler. Özellikle bir zamanlar zayıf olup sonradan kilo alanlar iyi bilir, her zaman bir zayıflama umudu vardır. "O giysileri bir gün yeniden giyeceğim!" psikolojisi... Bu kadar endişelenmeyin, büyük ihtimalle o kilolar gitmeyecek. Kilo aldıkça insülin direnci yükselir, insülin direnci yükseldikçe daha çok kilo alırsınız. Bu böyle pis bir kısır döngüdür. Velev ki kiloları bir şekilde verdiniz ve daha küçük beden giysiler alma ihtiyacı doğdu. Boş verin, yıllardır aynı tarzdan sıkılmadınız mı? Yeni modeller, yeni renkler deneyin mesela?* Az ama öz kıyafetler alın ama tarzınız yeni olsun.
"Peki elden çıkarmak istediğimiz giysiler ne olacak?" derseniz, onun da bir sürü çözümü var. Tanıdıklara, ihtiyacı olanlara vermek. Eğer kimse kabul etmiyorsa artık Kızılay'ın veya belediyelerin giysi bağış kutuları var.
*Ya da şöyle bir önerim var: Eğer nötr renkler(siyah,beyaz,gri) seviyorsanız sadece bu renk grubundan giysi satın alın. Bu üç renkten giysi kombinasyonu oluşturmak çok daha kolaydır.
Eşyaları elden çıkarayım derken ziyan etmeyin.
2. Peki ya alışveriş dürtüsü?
Ben şöyle bir çözüm buldum şahsen: Kredi kartı almamak. Otobüs kartınızda her daim yeterli bakiye bulunsun, yanınızda sadece acil durumlarda kullanmak üzere az nakit bulundurun ama o kadar. Hele yürüyüşe filan çıkacaksanız yanınıza 25 kuruş bile almayın, bir kereliğine küçük cam şişelerden alın, suyunuzu hep onda taşıyın. Mağaza ve AVM'lere mümkün olduğunca uğramayın.
3. Evdeki ıvır zıvırlar
Biblolar, mumlar, süs eşyaları, kırk yılda bir kullanılan şampanya kadehi ve tekila bardakları... Her yerde ıvır zıvır var. BOĞUCU! Toz tutuyorlar bir kere! Onları on saat teeek tek yerinden indirip tozlarını alıyorsun, ardından rafın tozunu alıyorsun ve yerlerine milimetrik bir biçimde geri koyuyorsun. Her gün tekila içiyorsan bilemem ama kırk yılda bir içilen tekila için o kadar yer işgal etmek de, ne bileyim... Artık bir sürü ikinci el eşya satış sitesi var, koy birine mutlaka bir talibi çıkar.
Tabii ailenle aynı evde yaşıyorsan o da sıkar biraz ama... Özellikle anneler bu konuda çok tutucudur. Biblo önemli :(
4. Beslenme, sosyal medya ve teknolojik aletler
Hazır eşyalardan kurtulmuşken bedenimizi de fazlalıklardan kurtarsak mı? Hem kilo meselesini de aradan çıkarmış oluruz. Örneğin hiçbir şekilde karbonhidrat, şeker ve nişasta içermeyen "şekersiz 21 gün" uygulaması bunun için biçilmiş kaftan. En az 21 gün boyunca sadece sebze, meyve, kırmızı et, tavuk eti, balık eti ve baklagil yiyerek beslenme fikri gayet güzel bir fikir. Rafine şeker, paketli ve hazır gıdalar, nişasta ve karbonhidrat içeren her türlü gıda yasak! Zor ama bir o kadar sağlıklı. Her gün 30 dakika- 1 saat arası yürüyüp bol su içtin mi ayda 4-5 kilo gidiyor zaten; oh mis!
Sosyal medya ve dijital ortamlara gelince; başta kullanılmayan uygulamalar olmak üzere gereksiz fotoğrafları, iki satır karalamak için açılmış metin dosyalarını, fake hesapları, bu fake hesapları açabilmek için alınmış mail hesaplarını, daha önceden açılmış ama içerik oluşturmadığınız bloglarınızı... Silin. Vallahi çok rahatlayacaksınız.
5. Bonus: İnsan detoksu
Ha bir de canı cehenneme demekten kendimizi alıkoyamadığımız insanlar var. Telefon rehberinizden ve sosyal medya hesaplarınızdaki arkadaş listelerinden çıkarmak gibi güzel bir çözüm var. Vallahi çok rahatlıyor insan :))
Eveeet, bir yazını daha sonuna geldik. Yardımcı olabildiysem ne mutlu bana :)
Yorumlar
Yorum Gönder