TÜRK GENÇLİĞİNİN EN BÜYÜK SORUNU | VİZYON


Sanal sözlüklerden birinde tartışıldığına şahit olduğum bir konuyu ele alacağım bugün. Bu konu zaten uzun zamandır aklımın bir köşesindeydi, sanal ortamda da karşıma çıkınca “Benim de söyleyeceklerim var!” deyip bu konuda bir şeyler yazmaya karar verdim.
            Bu konuda çoğu yazarın ortak bir görüşü var: Ülkenin sosyoekonomik durumunun kötü olması ve zor hayat koşulları. Evet, bu ülke gençlerin olmak istediği kimliklerden çok olmak zorunda olduğunu düşündüğü kimliklere büründüğü bir yer. Yani, felsefe okumak isterken hayat koşulları sizi hukuk, iktisat, mühendislik, tıp gibi genel geçer meslekler edinebileceğiniz bölümler okumaya zorluyor. Neden? Çünkü, okulda kalıp akademisyen olmadığınız sürece felsefe karın doyurmuyor. Oysa hukuk, iktisat, mühendislik ya da tıp öyle değil, bu bölümlerden birini bitirdiğinizde bir meslek edinme şansınız çok daha fazla. 4 veya 5 yılda okulu bitirin, KPSS’ye girin veya internetin başında oturup memlekette ne kadar özel şirket varsa onlara CV yollayın, biz sizi ararız, desinler ya da şansınız varsa Eylül’de gelin, başlayın. Bu durumda kendinizi sadece mesleki alanda geliştirebilirsiniz. Sanat, bilim, felsefe filan hak getire… Halbuki çoğu sosyolojik araştırma gösteriyor ki, refah açısından gelişmiş olan ülkelerde insanların geçim derdi gibi bir sıkıntısı olmadığından insanlar bu tür etkinliklere daha çok zaman ayırabiliyor ve haliyle bu ülkelerde yaşayan insanların vizyonu daha geniş oluyor.
            Tabii bununla da bitmiyor. Bir de madalyonun öbür yüzü var: Ekonomik açıdan gayet iyi durumda olduğu halde kendini geliştirme ihtiyacı dahi duymayan gençlerimiz de var ne yazık ki… Belki size çok uçuk gelebilir ama benim bu konuda şöyle bir tahminim var: 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından uygulanmaya başlanan muhafazakar-neoliberal politikalar, özellikle üst gelir grubuna dahil olan insanların içine kapanık ve apolitik olmasına neden oldu. Bunlara bağlı olarak, kitle iletişim araçlarında yayınlanan program ve yazılar gün geçtikçe daha duyarsız bir nesil yarattı. Haliyle toplumdaki rol modeller de değişti. Üst gelir sınıfına dahil olan insanlar, özellikle gençler, emek vermeden bir yerlere gelmiş, hasbelkader ünlü olmuş şarkıcı, futbolcu, sunucu ve oyuncuları örnek almaya başlamışlardı. Bu insanların ekonomik kaygıları olmadığından kendilerini geliştirme ihtiyacı dahi duymadılar.
            Bu gençlerin ailelerinin belki imkanları sınırsızdı ama bir kere gençli bu toplum mühendisliğinin kurbanı olmuştu. İşte tüm bunlar günümüzün topçularını, popçularını, ikoncanlarını yarattı.
            Son olarak, eğitim sistemimizin de bunda büyük bir payı var. Gerçi daha önce söylediğim gibi apolitik bir nesil yaratılmasının elbette payı var ama -çok klişe olacak ama- ezbercilik. Sadece ertesi güne ödev yetiştirme ve sınavda geçer not alma üzerine kurulmuş bir sistemin beyni köreltmesi kaçınılmaz bir sonuç. Akla ve bilime değer verilen ülkelerde düşünmeye ve konunun özünü kavramaya dayalı, esnek eğitim sistemleri uygulanıyor. Kafasının içi bir sürü gereksiz bilgi ile dolmuş bir gençten o bilgileri gerçekten anlamasını ve birbirine bağlamasını beklemezsiniz, bu gerçekten ütopik olur… Sindirilmemiş bilgi unutulur gider ve bilgi olmadan vizyon olmaz.
            Kısacası, her zaman gözümüzün önünde duran ama ne hikmetse her seferinde görmezden geldiğimiz bu gerçeklere bir çözüm bulmadıkça bu acı gerçekler hiçbir zaman değişmeyecek. Hepimiz elini taşın altına koymalıyız.

Yorumlar

Popüler Yayınlar